|
HAMİLELİK
VE SONRASI İNANÇLARIMIZ
Evlenerek geleceğe mutluluk yatırımı yapan her çiftin hayallerinin bir köşesinde
çocuk sahibi olmak mutlaka vardır. Hatta onlarla birlikte eşlerin ailelerinin de
hayali bir torun sahibi olmak aslında.
Çocuk, çoğu zaman evliliğin olmazsa olmazı!
Bazen yürümeyen evlilikleri kurtarmak adına kullanılan araç, bazen soyunu devam
ettirmek adına yapılan bilmem kaç tane kız çocuğundan sonra gelen tek bir erkek
çocuk.
Ama umutla baktığımız değişen toplumumuzda çocuğa bakış açısı ve çocuğu olmayan
ailelere bakış açısı süratle değişiyor. Evlat edinen aileleri sıkça duymaya
başladık yada kırsal kesimde yaşayıp da çocuğu olmayan genç çiftlerin tüp bebek
çabalarına tanık oluyoruz. Katı kurallarını içinde barındıran eski nesil, yeni
nesillere yenik düşüyor ve düşecek.
Tabi asla değişmeyecek olan gelenek/göreneklerimizi ve batıl inançlarımızı
unutmamak lazım gelir. Bunların içinde komik olanı da var, duygulandıranı da
var, eğlendiren de var, umut bağladıklarımız da var.
Ne bitirdiğin üniversitenin, ne edindiğin kariyerin öneminin olmadığı, ille de
duyduklarımızı, gördüklerimizi yaptığımız, eskiyi yaşattığımız, yenilere örnek
olduğumuz ve böylece devam edip gidecek olan inançlarımız…
HAMİLELİKTEN başlayalım mesela;
"Çilek, ciğer, domates.. vs. yemeyeceksiniz? Aman
ha bebeğinizde leke olur."
İyi de neden olsun? nedir mantıklı açıklaması?
Tabii hepimizin bildiği gibi hiçbir mantıklı açıklaması yok, ama iç sesinin sana
sorduğu "ACABA?" sorusu var ya! Bir süre sonra en baba batıl inançlara
uyum sağlayan biri haline getiriyor insanı.
"Elini uzatma
bebek bağı kopar."
Bunu ben doktoruma sordum. Çünkü annemin ilk tembihi bu olmuştu. Doktor, “hayır
kesinlikle böyle bir tıbbi olay yoktur. Dileğin gibi hareket edebilirsin” dedi.
Peki genel olarak yapılan nedir? Uzanmıyoruz arkadaşlar! Bilinçaltı
etkileniyoruz belki, belki de temkinli davranıyoruz ne olur ne olmaz. İşte
"ACABA?" sorusu yine geliyor zihnimize!
"Yüzün bozulmuş, çillenmiş, şişmişsen, karnın yayvan,
kaşın, kirpiğin dökülmüşse kesin kız çocuğun olacak!
Güzelleşmişsen, karnın top gibiyse kesin erkek çocuğun olacak!"
Peki bu neden? Acaba toplumun bilinçaltı olarak hep erkek çocuk istemesinden
dolayı erkek çocuğa hamile kalmış anneleri güzelleştirme çabalarından
kaynaklanıyor olabilir mi?
Fakat bu bende tuttu. Burnum karnımdan büyüktü bir kız çocuğum oldu.
"Ekşi yiyorsan kız çocuğun olacak, tatlı yiyorsan
erkek çocuğun olacak."
Peki bulduğun her şeyi yiyorsan ne olacak? :)))
"Bebek anne karnında hareket ederken kime bakarsan
ona benzermiş. Örneğin renkli gözlü birine baktıysan renkli gözlü olurmuş."
Ben bunu da denedim itiraf ediyorum. Birebir çalıştığım mavi gözlü başkanımın
gözlerine dik dik baktım ama biyolojik oluşumun imkansızlığını batıl inançlar
başaramadı elbette.
Çocuk sahibi olsalar da olmasalar da her zaman bizim gözümüzde ANNE olan
kadınlarımız için yapılanlar da ayrı bir hikaye, ayrı bir yazı dizisi aslında.
Bu kısım iç acıtan kısım, bu kısım umut dünyası, çaresizlik anında her sese
kulak verdiğin zaman, her sese alındığın, üzüldüğün zaman. Yapılanlar yöreye
göre değişiyor aslında, fazla deşmeden kısaca özet geçeyim.
Doğum yapamayan kadın yatırlara,
türbelere götürülür. Buralarda dualar edilir, kurbanlar kesilir, adaklar adanır.
Hocalara gidilir, muskalar alınır. Hopa'nın okuduğu yiyecekler yenir, içecekler
içilir. Kadının beli çekilir ve beline kara sakız vurulur. Zeytinyağı ile
kaynatılan kömeç buharına oturtulur ve suyu içilir. Bal peteği kaynatılarak
buharına oturtulur. Kaplıcalara götürülür.
Yukarıda da dediğim gibi yeni nesil tek çözümün Tıp Biliminde olduğunun farkında
ama çoğu toplumda bunlar ille de yapılıyor maalesef. Çaresizlik belki de
şaşkınlık içinde yapılan bu inançları çokta yadırgamamak lazım.
EVET… BEBEK DOĞDU şimdi ne olacak? Hemen devreye girecek bizim
inançlarımız haliyle.
Evde doğum artık azaldı ama yine de var tabi. Yaşamadık, şahit olmadık ama
duyduğumuza göre evde yapılan doğumlarda ebe, bebek kordonunu uzun kesermiş
bebeğin sesi güzel olsun diye. Bebek tuz ile ovulurmuş, bazılarına göre bebek
ter kokmasın diye bazılarına göre bebek çetin geçen kış şartlarına ilerideki
yıllarda rahat uyum sağlayabilsin diye.
Bebek kordonuyla ilgili genel olarak hepimizin bildiği bir inancımız daha var o
da; bebeğin kopan göbeğinin gömüldüğü yer. Örneğin büyüsün üniversitelere gitsin
diye göbeği üniversite bahçesine gömmek gibi. Ya da namazlı niyazlı olsun
diyerek camiye gömmek gibi.
Bunu da yaptım ben. Tıp fakültesinin bahçesine gömdüm. Ama şimdi pişmanım!
Doktor olmasını istemiyorum. Ne olacak şimdi?
LOĞUSA ŞERBETİ de sıkça duyduğumuz adetlerimizden biridir.
Eskiden, bebek erkek ise, sürahiye kırmızı kurdele, kız ise kırmızı tülbent
bağlanarak dağıtılırmış. Şimdi de Loğusa şerbeti, doğum sonrası ziyarete gelen
kişilere ikram edilmesi adettendir. Ayrıca loğusa anne de içerse sütünün
artacağına inanılır.
Loğusa Şerbeti Yapmak için gerekli Malzemeler :
5 su bardağı Toz Şeker
10 adet Karanfil
3-4 Kabuk Tarçın
15-20 bardak Su
Loğusa şekeri
Yapılışı: Büyük bir tencereye su, şeker ve loğusa şekeri. Yarım saat kaynatılır.
Tarçınlar ve karanfiller bir tülbent içinde tencereye atılır. Bu şekilde
kaynatmaya devam edilir. Tadı istenen kıvama geldikten sonra hepsi süzülerek
isteğe göre sıcak ya da soğuk ikram edilir. Loğusa şekeri şekercilerde ve
aktarlarda satılır.
Loğusa şerbetinin yanında genellikle tuzlu pastalar ikram edilir.
KAYNAR da Güney yörelerimize ait olan bir içecek yine loğusa şerbeti gibi
doğumdan sonra ziyarete gelen konuklara ikram edilir.
Malzemeler :
½ kilo Toz Şeker
100 gr Karanfil
100 gr Kabuk Tarçın
100 gr Kök Bahar
100 gr Topak Bahar
250 gr. diri dövülmüş ceviz içi
1 lt bardak Su
Yapılışı: Büyük bir tencereye su ve diğer baharatlar (Karanfil + Kabuk Tarçın +
Kök Bahar + Topak Bahar) bir tülbent içinde tencereye atılır. Kaynamaya
bırakılır ve yarım saat kaynatılır. Sonra şeker (isteğe göre ayarlanır) ilave
edilir. Biraz daha kaynatılır.
Misafir geldiğinde, sıcak olarak, büyük fincana konur ve üzerine dövülmüş ceviz
serpilerek ikram edilir.
ÇOCUĞUN KIRKI ÇIKTI ne olacak şimdi? Nedir kırkı çıkmak? Nereye çıktı?
Bebek doğduktan 40 gün sonra "bebeğin kırkı çıktı" denir ve kırk banyosu
yaptırılır. Bebek 40 günlük olmadan dışarı çıkartılmaz. 40 gününü dolduran
bebeğin artık yavaş yavaş uyku ve beslenme düzeninin de oturmaya başladığına
inanılır.
Yaygın bir adet 40 banyosu yaptırılacak bebeğin kısmeti bol olsun diye
yıkanacağı suyun içine 40 ayrı yerden toplanmış 40 tane taş önceden yıkanıp
atılır. Kimi aileler bu taşların arasına bir tane de altın atarlar. Bu sayede
çocuğun kısmetli olacağına inanılır.
Bebeğin başından aşağı bu özenle hazırlanmış sudan 40 tas (!) dökülür. Bu işlem
bittikten sonra bebeğin eli son tas suyun içine batırılır. 40 banyosu yaptırılan
bebek yeni giysiler giyer.
Çok yaygın olmayan ve fazla bilinmeyen bir adete göre de banyo yaptırılıp
giydirilen bebeğin bağrına küçücük bir taş konur. Uykusu güzel olsun iyi uyusun
("taş gibi uyusun" ) diye......
Bütün bunlardan sonra bebeğin 40'ı çıkmış olur.
Bebekten sonra anne de aynı şeklide yıkanarak dualar eder. Yalnız onun bağrına
taş konulmaz.
Ben yaptım ama biraz değişik. Annem bana “40 kaşık suyu bebeğin yıkanma suyunun
içine bildiğin duaları okuyarak dök, sonra bebeği bu su ile yıka ve ondan sonra
da gün yüzüne çıkartabilirsin” dedi. 40 Banyosunu yaptırdıktan sonra bebeğimi
kaptığım gibi İstanbul a gittim.
İLK ZİYARET, KIRK UÇURMA
Doğum yapan anne ve bebeğin 40 gün geçtikten sonra el öpme ziyaretleri yapması
adettendir.
Anneye gittiği yerlerde sütünün bol olması dilenerek su ikram edilir. Anne bu
suyu içer.
Bunun ardından yiyecekler ikram edilir.
Anne ile bebeğin ilk ziyarete gittiği evden genelde ömrü uzun olsun diye un,
ağzı tatlı olsun diye şeker, bereket getirsin diye pirinç, yumurta vb. den
oluşan gıdaların bir mendil içinde verilmesi makbuldür.
Bir inanışa göre ev sahibi gelen konuklara bir şey hediye etmeden yollarsa evine
fare girer.
Bebeği önce aile büyüklerine sonra eşe dosta giderek gezdirmek, el öpmeye
götürmek adettendir.
DİŞ BUĞDAYI, DİŞ HEDİĞİ; Çocuğun dişleri çıktı; mutlu bir olay.
Farkındaysanız çocuğun gelişimindeki her mutlu olayda hadi bunu kutlayalım, bu
kutlamanın adına da şunu diyelim gibi bir olay gelişmiş ve devam edip gitmiş
gibi.
Diş hediği, hemen hemen bütün yörelerde yapılan ve yaygın olarak bilinen bir
adet.
Bu kutlama için buğday kaynatılmasının nedeni bebeğin dişlerinin buğday gibi
düzgün olmasıymış.
Ayrıca bebeğin ilk dişini bulan kişinin bebeğe hediye alması adettendir.
Diş buğdayı kutlaması için eve akrabalar eş dost yakınlar çağırılır. Gelemeyen
komşulara da bir tabakla diş buğdayından gönderilir. Bu tabağın ev sahibine boş
gönderilmesi ayıp sayılır. Tabağı iade ederken içine küçük bir hediye konur.
Hatta dargınlık varsa arada bu vesile olur ve dargınlıklar unutulur.
Diş çıkartan bebek diş teyzesinin kucağına oturtulur. Önüne çeşitli eşyalar
yerleştirilir Bunlardan hangisine uzanırsa onunla ilgili bir meslek edineceği
düşünülür. Hediye seçerken buğdaydan biraz başına serpiştirilir. Yine dualar
okunur.
Makas Terzi - modacı-imaj maker
Altın Kuyumcu- Mücevher Tasarımcısı
Kitap Öğretmen- Yazar
Mouse-Bilgisayar Mühendisi
Top-futbol voleybol basketbol oyuncusu
Fotoğraf Makinesi-Fotoğraf sanatçısı, gazeteci
Boya kalemi-Ressam
Kuran veya din kitabı- Din bilimci
Steteskop (varsa tabi) – Doktor
........
Diş hediği ne kadar çok dağıtılırsa bebeğin o kadar sağlıklı ve güzel dişlere
sahip olacağına inanılır
Diş hediği kutlamasına gidenler eli boş gitmezler. Bebeğe mutlaka hediye
götürülür.
ANKAN ailesi olarak bu geleneğimizi zevkle sürdürüyoruz. İlk ANKAN diş hediği
kutlamamızı Yalın oğlumuzda yaptık.
DİŞ HEDİĞİNİN YAPILIŞI
Malzemeler: (25 kişi için)
750 gr buğday
250 gr nohut
1 Kase Pudra şeker
1 Tabak dolusu dövülmüş fıstık ya da ceviz
Kuru üzüm
1 gün öncesinden buğday ve nohut ayrı ayrı tencerelerde ıslatılır. Ertesi günde
yine ayrı ayrı tencerelerde kaynatılır. Kaselere 2 çorba kaşığı buğday, 1 çorba
kaşığı nohut üzerine fıstık ya da ceviz en son olarak da pudra şekeri dökülerek
konuklara ikram edilir
Bu özel günde diş hediğinin dışında çeşitli pastalar börekler de yapılır. Ev
süslenir.
Arzu edenler kasenin birine para yanda boncuk saklayabilir .Bu para ya da boncuk
kime çıkarsa o kişi bebeğe ayrıca hediye alır.
YÜRÜMEYE DE BAŞLADI ilk adım da yapılmalı bir şeyler değil mi ama.
Çocuğun artık yürümeye başlaması aile için yeni bir eğlence olur. Çocuğu
yürümeye başlayan anne bunu kutlamak için bademlerle süslenmiş çörekler yaparak
dağıtır ve İp kesme adeti vardır.
Yeni yürümeye başlayan yada henüz sıralayan çocuğun iki ayağı birbirine
bağlanır. Eli ayağı çabuk, sevilen, ev halkının dışından bir kişi ipi makasla
keser.Bu da daha çabuk ,düşmeden yürümesi için yapılan bir işlemdir. İpi kesen
kişiye bir hediye verilir.
Bazı yörelerde, bebeğin ilk adımlarını atışı TIPIŞ POĞAÇASI yapılarak,
eş-dost çağırılarak kutlanır.
Ben bu adeti ANKAN ailesinden Gonca’nın kayınvalidesinden öğrendim ve gördüm.
Gonca’nın oğlu Tuğrul’un ayaklarına ip bağlayıp benim kızıma kestirmiştik,
ilginç bir tecrübe oldu bizim için. Görüldüğü üzere ANKAN ailesi her şeyi
usulünce yapıyor!
SÜNNET
Müslüman, Türk dünyasının çok önemli unsurlarından biri olan sünnet İslam
dünyasının asırlardan beri süre gelen, en güzel hasletlerinden biri olup dini
bir törendir. Sünnet olan bir çocuk, erkekliğe ilk adımını atar. Çocuk sünnet
ettirilirken, maddi durumu iyi aileler sünnet düğünü yaparlar. Sünnet olan
çocuğa takılar takılır (para ve altın gibi).Sünnet hazırlıkları çok önceden
başlar. Sünnet giysileri ve çocuğun yakınlarına sünnet elbisesi çocuğun ailesi
tarafından alınır. Sünnetten bir gün önce sünnet çocuğunun parmaklarına kına
yakılır, sünnet giysileri içinde yakınlarının ve komşularının elleri öptürülür.
Eli öpülen her kişinin sünnet çocuğuna para vermesi adettendir.
Nazar değmemesi için de sünnet şapkası mavi renktedir. Şapkanın ön kısmına
mutlaka "maşallah" şeridi çekilir. Sünnet günü sünnetin genellikle mevlitli ve
yemekli yapılması adettendir. Davetliler davet edilen yere toplanırlar. Bir
yandan yemeklerini yerler bir yandan sünnet çocuğunun gelmesini beklerler.
Sünnet çocuğu, sünnet edilmeden önce ya at üstünde ya da taksilerden oluşan bir
kervanla kent ya da köyün içinde dolaştırılır. Tam kuşluk vakti sünnet salonuna
getirilen çocuk, bulunduğu at ya da taksiden kirvesinden gerekli armağanı
almadan inmez.
Kirvesi maddi gücüne göre bir armağan bağışlar, ondan sonra sünnet işlemi
başlar. Çocuğa önce sünnet entarisi giydirilir.
Davetlilerin "oldu da bitti maşallah" sözleri ve bazen de orada bulunanların
tekbirleri arasında sünnet yapılır. Bazen de Hastanede yaptırılıp getirilir.
Kirve sünnet yapılırken çocuğu tutan kişidir.Sünnet edilen çocuk, salonun ya da
evin bir köşesinde hazırlanan çok süslü sünnet karyolasına yatırılır.
Yemek faslından sonra kadın erkek herkesin çocuğun başucuna gelip geçmiş olsun
diyerek armağanlarını vermeleri adettendir. Bundan sonra akşama kadar eğlenceler
yapılır.
ANKAN ailesinin ilk sünnet erkeği Cankat oğlumuz.
Geri
|