Ankan Ailesi Ankan Günlüğü Doğum Öyküleri Yazarlarımız
Ankan
Ankarada...
Hamilelik ve...
Bebek Çocuk ve...
Yardımlar

GÜNSU: GÜN gibi aydınlık,
SU gibi berrak ve temiz"

 

"Kızım Günsu bana Allahın bir armağanı ve emaneti. Tanrım onu bana 3.evlilik yıldönümüne 5 gün kala mutluluğumun devam etmesi için armağan etti ve tanrım onu bana hayatta her zaman işlerin benim istediğim gibi olmayacağını ve en hakiki mürşitin SABIR olduğunu öğretmek için verdi."
Bebek sahibi olmaya karar verdiğimiz zaman eşim Oytun ve ben 2.5 yıldır evli idik. Günsu'nun bizlerle olacağı haberini aldığımızda yalnızdım, eşim işi gereği Belçika'da idi ve ben bu haberi ona aklımdan geçen yığınla senaryoyu bir tarafa bırakarak, pek de romantik olmayan bir şekilde cep telefonuna mesaj atarak verebildim. O saniyeden itibaren benim, kocamın, annemin ve babamın tüm dünyası bu daha doğmamış, yüzünü görmediğimiz, sesini duymadığımız minik hücre yumağı etrafında dönmeye başladı.

Haftalar ilerledikçe doktor kontrolüne gitmek benim için bir çocuğun lunaparka gitmek için duyduğu hevese dönüştü çünkü bir tek oradaki ultrason ekranından onu görebiliyor, yaşadığını anlıyordum. Hatta aynı dönem eve de bir adet ultrason cihazı almak için ısrarcı oldum!

İlerleyen haftalarda bir kızım olacağını öğrendim ve aynı hafta ondan ilk tekmeyi yedim! O andan itibaren hayatı boyunca yaşıyacağı ismi bulmak için yoğun bir arayış başladı. Benim hayatımın en özel ve önemli günleri hep yağmurlu sonbahar günlerinde yaşandı nedense. Bebeğin muhtemel doğum tarihi de eylül sonu olunce ben "Yağmur" ismini ertafında dönerken Günsu’yu bulduk ve ailecek bu ismi cok benimsedik.

Hamilelik açıkçası bana çok keyif verdi. Kendimi bu 9 ay boyunca hiç kısıtlamadım; çalışmaya devam ettim, yolculuğa çıktım, spor yaptım, geceleri ve hafta sonları hep birşeyler yaptım, kısacası normal hayatımı sürdürdüm. Bulantılarım, uzun derin uykularım, uykusuzluklarım, mide yanmalarım, gittikçe ağırlaşan vücudum, beyazlaşan saç tellerim ve durmadan kanayan diş etlerim ile bu uzun serüveni tamamladık.

28 Eylül 2000 Perşembe günü konaklama hizmetlerimden memnun kalıp tam tamına 40 hafta 1 gün içeride kalan kızıma artık kavuşmak için hastaneye gittik. Sabah 8 de hastaneye gittim. Beni 9 da doğum için içeriye aldılar. Tek kullanımlık kıyafetlerden verdiler, üzerimdekileri çıkartıp bir torba içinde doğumhane kapısındaki kocama verdim ve hayatımın eşi benzeri olacağına inanmadığım doğum tecrübesini tek başıma yaşamak için ondan ayrıldım. Hastanede işler umduğumuzdan hızlı geliştiği için benimle hastaneye gelenlerin hepsi ayrı bir tarafta iken ben yalnızca kocama ve anneme "hakkınızı helal edin" diyebildim!!!

İlk yarım saati hemşirelerle geçirdim; standard sorulara cevap verdim, kan verdim, tansiyonum ölçüldü. Ben gittikçe artan heyecanım ile aranan gözlerle etrafıma bakınırken doktorum beni buldu ve bir daha da yanımdan ayrılmadı. Beni bekleme odalarından birine alıp muayene ettiler, serum bağladılar, sonda taktılar ve anestezi için ameliyathaneye gideceğimi söylediler. Bekleme odaları ne kadar soluk ise ameliyathane o kadar aydınlıkmış meğerse.

Doğumu epidural sezeryan ile yaptım. Doğumda bayılmak istemeyen, o süreyi görüp duyarak yaşamak isteyen herkese de bu yöntemi tavsiye ediyorum. Anestezi başarılı olmuş olmalı ki uyuşukluk geçtikten sonra da (akşam 4-5 gibi ayağa kalkmayı denedim, biraz sendeledim ama başardım) gerek hastanede gerekse de eve geldikten sonra baş, bel, sırt, bacak vs. ağrısı çekmedim. Zaten doğumdan 1 gün sonra ayağa kalktım o günden beride yatabilmiş değilim!

Ameliyathaneye girdiğimde bir hemşireye saati sormuştum saat 10:30 idi. Anestezi uzmanı, benim doktorum, bir kaç hemşire ve bebek doktoru başımda toplandılar ben ameliyat masasında yatarken. Tamamen uyuştuğuma karar verince başlıyoruz dediler ve ben hiç birsey anlamadan onu tutup çıkardılar. Oradakiler bebeğimin 2.700 gr. ve sağlıklı olduğunu söylediklerinde içimden tamamdır bu iş bitti diye düşündüm.Tüm bu işlemlerin ardından kızımın çığlığını duyduğumda saati yine sordum 11.05 olmuştu. Her ne kadar bana bir asır gibi geldiyse de anladım ki o kadar da uzun sürmemiş kızıma kavuşmam.

Onu doğduktan hemen sonra gördüm, genel anestezi istemememin en büyük sebebi de buydu zaten; onu hemen görmek. Ne kadar minikti, o kıpkırmızı haliyle bile ne kadar güzeldi. Günsu'nun ilk muayenesi yapıldı orada, bir yandan da beni kat kat diktiler. 11.45 civarında odamıza geldik.

Annem ve babam bu kadar zamandır torun sevdalısı oldukları halde yanlarından geçen bebeğe değil de koşup bana geldiler, öncelikle benim sağlığımla ilgilendiler. O anda anladım ki evlat sevgisi başka bir şeymiş. O saniye en zor durumdaki şüphesiz Oytun oldu çünkü bana mı gelsin bebeğe mi uzansın bilemeden odanın kapısında bir sağ bir sol hamle yaparak hepimizi güldürdü!

Doğumunun 2. Günü Günsu yenidoğan sarılığı oldu ve ışına tutulması için onu alıp götürdüler. O odamıza geri gelene dek ağladım, toplam 36 saattir gördüğüm, sürekli ağlayan birine bu kadar bağlanabileceğimi tahmin edememiştim.

Şu anda hepimiz Günsumuzun ilk doğumgününü kutlamaya hazırlanıyoruz. Bu koskoca 1 yıla bir bebeğin ve ailesinin geçirebileceği tüm zor ve eğlenceli aşamaları sığdırdık. Günsu ile henüz 1 yıl geçirdiysek de açıkcası bana hiç onsuz olmamışım, onsuz bir hayat yaşamamışım gibi geliyor.

(28.09.2001)

Ayşegül Aygün
Geziyorum Eğleniyorum
Ayşegül Aygün
Ebru As
Derinlik
Ebru As
Gonca Sağlık
Doyasıya Anneyim
Gonca Sağlık
Gökçen Kaan
Anne Gözüyle
Gökçen Kaan
Gül Deliktaş
Âlâ
Gül Deliktaş
Müge Maraşlı
Psikolog Anne Olmak
Müge Maraşlı
Nimet Pamukçuoğlu
Nimet Anne
Nimet Pamukçuoğlu
Nurten Ortapolat
Ne Siyah - Ne Beyaz
Nurten Ortapolat
Pelin Gezeryel
Efeciğin Annesi
Pelin Gezeryel
Pınar Erentürk
123 Sobe
Pınar Erentürk
Sermin Kumdakçı
Çocuk Gelişim Bölümü
Sermin Kumdakçı
Tülin Akyıldız
Açık Kapı
Tülin Akyıldız
Umut Yaşar
Sevgi Çiçeklerimizin Armonisi
Umut Yaşar
Zeynep Yağız
Bir Alışveriş Bir Fiş
Zeynep Yağız