
Çocuk Gelişimi Bölümü
ÇOCUĞUMUZA SINIRLAR KOYABİLMEK
Ebeveyn olmak özellikle anne olmak dünyanın en zor mesleğidir. Bu işin
diploması, mesaisi ve maaşı yoktur. Annelik diploma gerektirmez çünkü anneliğin
içgüdüsü ve duyguları vardır. Bazen bu içgüdüler ve duygular çocuklara kurallar
koymayı engeller. Farkında olmadan çocuklarımıza zarar verdiğimizin bilincinde
değilizdir. Büyürken çocukların kurallara ihtiyacı vardır çünkü doğru ve
yanlışları bu kurallar sayesinde öğrenirler. Yaşantımızın her döneminde
karşımıza çıkan çeşitli kurallar çocukların aile ve okul yaşantısı sırasında
aldıkları eğitimde öğretici konumdadırlar.
Çocuk eğitiminde ailelerin unuttukları en önemli nokta çocuklarının bir arkadaşa
değil bir anne babaya ihtiyacı olduğudur. Çocukların çevresinde onlarca arkadaşı
vardır ancak sadece bir tane anne ve babası vardır. Eğer anne ve baba sürekli
çocuğa arkadaş olmak uğruna kurallardan vazgeçip, ağladığı durumlarda
doğrularından ödün verirse, bir gün kendisine “Neden benim sözümü dinlemiyor?”
sorusunu sormaya başlayacaktır.
Özellikle 2–4 yaş arasındaki çocuklar içinde bulundukları gelişimsel dönemden
kaynaklı olarak inatçı bir kişiliğe sahiptir. Kendi bağımsızlığının farkında
olup, bireyselliğinin ilk adımlarını attığı bu dönemde çocuklar kurallara karşı
koymaktan ve anne-babasının sınırlarını zorlamaktan hoşlanırlar. Kimi anne
babalar çocuklarına sınırlar koyduklarında onun özgürlüğünü kısıtladığını
düşünürler. Sonucunda da özgür bir çocuk değil şımarık, isteklerini ağlayarak
ifade eden, sınır tanımayan bir çocuğa sahip olurlar. Toplumda kabul edilmez
davranışlarda çocuklarımıza sınır koymayarak onları özgür yetiştirmek yerine,
kendisine ve çevresine zarar vermeyecek davranışların bilincinde olan özgür
çocuklar yetiştirmek ince bir sınırdır aslında. Peki, ne yapmalı ya da
yapmamalıdır?
En önemlisi, yeri geldiğinde arkadaş da olunabileceğini ama çocukların birincil
ihtiyaçlarının onlara kuralları öğreten bir anne ve baba olduğu unutulmamalıdır.
Çocukların isteklerine “Hayır” ve “Evet” yönünde karşılık vermeden önce
çocuğumuzun isteğinin gerekliliği hakkında kendi doğrularımızı belirlemeliyiz.
Eğer cevabımız “Hayır” yönünde ise “Hayır” ifadesini kullanmadan, nedenleriyle
ve neden olmaması gerektiği hakkında düşüncelerimizi çocuğumuza iletmeliyiz.
Çocukları her zaman yapmaması gereken davranışa değil, yapması gereken davranışa
yönlendirmeliyiz. Örneğin “Hayır, masaya çıkma!” şeklinde bir uyarı ile değil de
masadan inmesi yönünde onu uyarmalıyız. Sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de
geçerli olan, olumsuzluk ifadesinin yasağı cazibeli kılması çocuklarda daha
baskındır. Yapmaması gereken bir davranış için onu olumsuz cümlelerle
uyardığımızda, bu onları o konuda daha çok meraklı kılıp, olumsuza
yönlendirebilir. Mümkün olduğu kadar olumlu ifadelerle ve açıklamalarla
yönlendirme yapmamız çocuğun kendisini sınırlandırmış hissetmesini
engelleyecektir.
Önemli olan diğer bir nokta da anne ve baba arasındaki uyumdur. Birisinin “Evet”
dediği bir şeye diğerinin “Hayır” demesi çocuğun ebeveynlere karşı güvensizlik
duymasına, kafasının karışmasına, kuralların geçerliliğine ve anne babanın
otoritesine saygısının azalmasına neden olur. Bu gibi durumlara özellikle fazla
duygusal davranan anneanne ve dede gibi aile büyükleri de neden olmaktadır. Anne
ve babanın onay vermediği durumlarda genellikle aile büyükleri duyguları ile
hareket edip torunlarının her istediğini alıp, her dediğini yaparak anne ve
babanın koyduğu kuralların çocuk tarafından öğrenilmesini zorlaştırmaktadır.
Aynı koşullar, kendi içinde çelişen anne-babalar ya da aile fertleri için de
geçerlidir. İzin vermediğimiz bir duruma çocuğumuzun aşırı ısrarları ve ağlaması
sonucu dayanamayıp onay vermemiz durumunda, daha önceden koyduğumuz sınırlar
yıkılmış olacaktır. Çünkü çocuğa verdiğimiz mesaj şudur: “Benim izin vermediğim
durumlarda sen çok ısrar eder ve ağlarsan belki sana izin verebilirim”. Çocuk
bilir ki on kere ağlamış izin alamamış ama onbirincide sizin inadınızı
kırabilmiştir ve yine ağladığında bir ihtimal tekrar sınırlarımızı yok edebilir
ve isteklerini yerine getirebilir. Bu onun için bir ihtimal de olsa bunu
deneyecektir. Her defasında ağlamaktan vazgeçmeyecektir. Pek çok anne-babanın
yaşadığı bu tür örneklerde olduğu gibi, ebeveynin çocuğun olumsuz davranışına
(ağlama) tepki vermesi onun bu davranışının görülme sıklığını artırmış
olacaktır. Oysa kurallarınızda tavizkar olmayıp ağlamasına tepki vermezseniz
çocuğunuz bilir ki ağladığında hiçbir şey elde edemiyor. Önce sınırlarınızı
kırmaya çalışacak, deneyecek ve deneyecektir. En sonunda pes edip bir daha
ağlama ya da benzeri davranışı gösterme ihtimali azalacaktır. Çünkü artık
ağladığında, tepindiğinde kimsenin onunla ilgilenmediğini ve istediği şeyi
alamayacağını öğrenmiştir.
Küçük yaşlarda konulan kurallar ileride aileyle çocuğun daha az sürtüşmeler
yaşamasını ve nerede nasıl tepki vermesi gerektiğini bilen, sınırları zorlamayan
çocuklar olmalarını sağlar. Tabii kural koyacağız diye sınırları aşıp, çocuğa
yasaklardan oluşmuş bir dünya oluşturmaktan da kaçınılmalıdır. Onun için neyin
yararlı ve zararlı olduğunu bilip ne çok sınırlandırılmış ne de çok özgür
bırakılmış bir yaşam çerçevesi oluşturmamaya dikkat edilmelidir.
Bir dahaki yazımda bu konunun devamı niteliğinde, çocukların ısrarcı davrandığı,
ağladığı durumlarda nasıl tepki verilmesi gerektiği, seçenek sunma yöntemi ve
olumsuz davranışların görmezden gelinmesi ile ilgili konulara değinerek çözümcül
yaklaşımları sizlere aktaracağım.
Sevgiyle ve çocukça kalın…
Bilinçli bir ebeveyn olarak çocuğumuza eğitim vererek yetiştirmekle, çocuk
büyütmek arasında farklar vardır.
sermin@ankaralianneler.com
Sermin KUMDAKÇI
Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı